12 Şubat 2010 Cuma



ABLUKACI GALATASARAY


Bıkmadılar senelerdir, sıkılmadılar. Konuşarak hakemleri etli altına almaktan, rakip futbolcuları sindirmekten, rakibi yumuşatmaktan, her maç öncesi rakip takımın oyuncusuna transfer teklifi yapma alışkanlığından vazgeçmiyorlar. İşe yarıyor ki, bırakmıyorlar. Yaradığını da bizzat görüyoruz zaten.

Fakat bu kez farklı bir şeyler oluyor. Anadolu takımları tepki koyuyorlar. Antalya mesela…
Yalçın Ayhan’ı linç etmeye kalktılar ama ilginçtir bu aksiyonun başarıya ulaşmasını Adnan Polat’ın kadrolu televizyoncusu Serhat Ulueren’in programı engelledi. Çünkü Antalyaspor yöneticileri sesini yükseltti. İletişim çağı işte…

Rezil oldular, koskoca Rijkaard’ı rezil ettiler cümle âleme.
Elbette Antalya ilk değildi, öncesinde Kayseri’de var. Geçen yıl Mehmet Yıldız’a yaptıklarını bu kez Ali Turan’a yapmaya çalıştılar. Üstelik adam stoper ve üstelik sezon başında yaşanan Mehmet Topuz transferindeki Kayseri’nin tavrını bile bile.

Neymiş sözleşmesinin bitimine 6 ay varmış, konuşulabilirmiş, kimseye sormaları gerekmezmiş.
Bu cümleyi kuran Mehmet Demirkol.
Galatasaray’ın Ali Turan’ı ayartmaya çalıştığında, sözleşmesinin bitimine 6 aydan fazla olduğunu bilerek söylüyor bunu. Şu an için haklı çünkü artık 6 ay kaldı. Ama ayartma yapıldığında 6 aydan fazla vardı. Madem kural 6 ay, 6 ayı bekleyeceksin. Bekleyemiyorsan da, bu paparayı hazmedeceksin. Çünkü adamlar sonuna kadar haklı.

Ama bunlarda çare tükenmez. Aziz Yıldırım’ın satır arası cümlelerini, üstelik “üzerime vazife değil” diye belirtmişken, kendilerine saldırı olarak kabul ederler.

Yalan, kabul ettikleri falan yok. Amaç farklı. Amaç Kayseri ve Antalya gibi iki Anadolu takımı karşısında rezil olan camiayı, Fenerbahçe’ye yapılacak bir saldırıyla rahatlatmak.

Nasıl yapılır bu; önce Haldun Üstünel IQ problemi olan insanlar için açıklama yapar, sonra da Adnan Polat “kaos istemiyoruz” diye bir açıklama yapar.

Gerçekten çok zekice ama IQ seviyesi 50’nin altında olanlar için. Asbaşkan kavga çıkarmak için konuşuyor, sonra başkan çıkıyor kavga istemiyoruz, diyor ve bu iki açıklamanın arası sadece bir gün…

Çok komik ama hala bunu yiyen taraftarlar var tabi…

Hem de öyle ki, Haldun Üstünel'in yaptığını ayar vermek kabul eden Fenerbahçeliler de var bunların arasında. Objektiflik tatavasını yutmuş blog sahipleri mesela...

İnsanda biraz izan olur, okuduğunu anlamak için çabalar ama Haldun Üstünel daha doğrusu Galatasaray camiasında bu anlayış yok çünkü senelerin verdiği alışkanlıklar ezber hareketlerle sonuçlanıyor.

Aziz Yıldırım kulüpler Birliği başkanı olarak onların yıldızlarını koruyacakmış. 4 milyonu açıklayacakmış. Bu soruları soran da kulübün asbaşkanı, akılları sıra şu pespayeliği yapacaklar; Galatasaray asbaşkanı, Fenerbahçe başkanına denktir. Arkasından da sırıtıp, şaka ya, futbol işte, oyun işte, hehehe abartmayın ya, hepimiz kardeşiz diyecekler.

İşte böyle patlatırlar adamı. Ne cevap alabilirsin, ne de ilgi görebilirsin.

Bir kısım Galatasaraylı hariç bütün ülkeyi kıs kıs güldürürsünüz. Ama Fenerbahçeli medya yapıyor tabi tüm bunları. Mesela Danıştay’ın iptal ettiği Seyrantepe projesinin P’si geçmez.
Çünkü Işın Çelebi açıklamış, iptal edilen 2007 projesiymiş. Ama kimse sormaz, 2008 projesinde ne değişti arkadaşım, demez. Benim gördüğüm değişen bir şey yok. Sizce varsa bilemiyorum. Ama Fenerbahçeli medya işte…

Ne olacaktı ya, bu dünya insanlarının büyük çoğunluğu hala Usame Bin Ladin diye bir adamın Amerika’yı vurduğuna inanıyor.

Patlatırlar demiştik ya yukarıda, işte o dün gece gerçek oldu. Antalya geldi, turu aldı ve gitti. Hani o Galatasaray’ın yalan, dayanaksız, insanlık dışı açıklamalarına maruz kalan Antalya.
İpi çeken de, Neden Galatasaray’dan gönderildiği belli olmayan Necati Ateş.

Dövmeleri var diye mi gönderilmişti, var mı hatırlayan?
Bu çok ciddi bir sorudur bak…

Fenerbahçeli medyanın desteğiyle, aldığın oyuncuları parlatırsın, soslu servis yaptırırsın. Baktın ki iş göremeyecek bu transferler ve Aziz Yıldırım haklı, hiddetle bir saldırıya kalkışırsın. Baktın o da olmadı, kasaplar derneğine sataşırsın ve en sonunda eski defterleri açıp kopya çekersin, “lan biz bu durumda ne yapıyorduk” diye sayfaları geriye doğru gezmeye başlarsın. Bazı sayfalar birbirine yapıştığı için çevirmek güç olabilir, bu sorunu aşmak için Fenerbahçeli medya mensuplarından birkaçını çağırırsın, ne de olsa hafif nem ya da biraz ıslaklık o sayfaları rahat çevirmeni sağlar.

Ve oynayacağın son kozu bulursun.

Ben buradan açıklıyorum şimdi. Galatasaray’ın sonraki hamlesinin ne olacağını biliyorum. Çok gizli kaynaklardan öğrendim. Fenerbahçeli olmamdan dolayı arkadaşım olan bazı Fenerbahçeli medya mensubu dostlarımdan öğrendim.

Açıklıyorum.

BU FENERASYON VE BU HAKEMLER GALATASARAY DÜŞMANI.

Aytekin Durmaz, Tolga Özkalfa, Koray Gencerler, M.K.Abitoğlu, Halis Özkahya, Bünyamin Gezer, Ahmet Güvener, İlhan Helvacı’ya rağmen…

Yazıyı, Arda Turan'ın yan hakeme serzenişiyle bitiriyorum, elbette kendi attığım başlığa hitaben.

Hadi ordan, hadi ordaan...

7 Şubat 2010 Pazar



DURDURUN ŞU TAKIMI Fenerbahçe 1-1 Diyarbakır

Aytekin Durmaz, Tolga Özkalfa, Koray Gencerler isimli 3 hakem var Turkcell Super Liginde.
Evet, bunlar 1. kategori hakem bu ülkede. İlk ikisi Galatasaray’a son iki haftada 4 puan kazandırdı. Üçüncüsünü bu akşam hep birlikte izledik.
Bu adamları kim yetiştiriyor, nasıl yetiştiriyor, ne öğretiyor, nasıl öğretiyor?
Biz biliyoruz nasıl yetiştirildiklerini. O yüzden şaşırmıyoruz ama hala bu adamlara maç verenlere çok ama çok şaşırıyoruz. Adam 5 dakika uzatma veriyor, o 5 dakikada oyun en az 3 dakika duruyor ama uzatmanın uzatması yok. Atarız diye korktu herhalde.

Gelelim maça, son üç maçın rüzgârı dinmiş. İştahlı ama beceriksiz bir oyun var sahada. Zemin balçık değil belki ama paslaşmaları engel teşkil ediyor. Üstüne Özer, Mehmet ve Semih’in mücadeleci ama sürekli pas hatası yapan oyunları da eklenince güdük bir futbol ortaya çıkıyor.
İstiyorlar ama yapamıyorlar.

Mehmet ve Özer sürekli kanat değiştiriyorlar ama yine de üretkenlik sağlayamıyoruz.
Gol pozisyonları yok değil ama olmuyor işte, zemin topu sektirip duruyor.
Hele ilk yarının son iki dakikasında yakaladığımız 3 ayrı pozisyondan gol çıkmayışı büyük talihsizlik.

İlk yarının dikkat çeken bir başka anı ise Ayman’a istem dışı vuran Semih’in, tam bir dakika boyunca rakibinin gönlünü almaya çalışması. Strateji güzel ve kurnaz…
Ayman bu, kızdırmaya gelmez, ne yapacağı belli olmaz.
Bu pozisyonun devamında Bebbe öyle bir şut çıkardı ki, Volkan dâhil olmak üzere hepimiz direkte patladığı an gördük topu.

Bir de Bilica’nın son adam pozisyonu var. Hakem kırmızı verse kim ne diyebilir. Peki, o hakem kırmızı kart gösterebilir mi? O dakikaya kadar verdiği kararlara baktığınız zaman veremeyeceğini anlıyorsunuz zaten. İşte bunun adına eyyamcılık deniyor. Çünkü o da çok iyi biliyor ki, Fenerbahçe aleyhine verdiği kararların yarısından çoğu hatalı. Dolayısıyla o kırmızıyı çıkaracak hakkı da bulamıyor kendinde. Yani o da her şeyin farkında…

İkinci yarıda farklı değil, istiyoruz, yükleniyoruz ama olmuyor. Özer sakatlanıyor, Guiza giriyor. Değişen bir şey yok ama saldırmaya devam ediyoruz. Yaratıcı olamasak da rakibi sahasından çıkarmıyoruz. Ha attık ha atıyoruz derken, Ayman mucize bir vuruşla atıyor golü 83. dakikada.

Koray Gencerler’e bakıyorum bir tepki var mı diye ama o gayet sakin. Guiza yapılan penaltıyı vermediği için olsa gerek… Bırakmıyoruz işin peşini, yüklenmeye devam ediyoruz ve en sonunda karambolden buluyoruz golü. Santos…

Mehmet Topuz rakibinin boğazına sarıldığı için kırmızı görüyor.
Sen o kırmızıyı İstanbul’un diğer yakasında çıkarsana da görelim senin cesur hakemliğini.

Lugano’da sakatlandı, bakalım nereye gidecek bu işin sonu.

Galatasaray’ın Kayseri’de 2 puan bıraktığı hafta ya da şöyle diyelim, 1 puan kazandırıldığı hafta kendi sahamızda puan kaybediyoruz.

Çünkü hem üretken olamadık, hem de Koray Gencerler isimli bir hakem vardı sahada.

Hepimize geçmiş olsun.

28 Ocak 2010 Perşembe

İNKAR


Ben o takımı bir yerlerden tanıyorum. Kendimden biliyor gibi bir halim var. Siz de biliyorsunuz aslında ama renkli ışıklar her zaman gözünü alır insanın. “Keşke”, dedirtir.
Yıllarca bir şeyi anlatmaya çalışırsınız, anlattığınız o şey hayat bulur, vücuda gelir. O zaman da dersiniz ki, “lan bu muymuş”. ? Hayalini kurduğunuz kadının iki kulağı olduğunu anladığınız zaman vardır ya hani, öyle işte…
Transfer yapılmadığı için kendi taraftarlarının çemkirdiği takım oldu bir anda Fenerbahçe.Çok değil birkaç sene evvel, belki de 1 sene evvel yapılan devre arası transferleri için de çemkiriyordu aynı adamlar.
Bu kadar para verilir mi? Devre arasında nereden adam bulunur ki? İyi adamı kulübü bırakır mı? Evet, aynen bunları söylüyorlardı.
Bugün ise neden yapılmadığını sorguluyorlar. Sorgulamayı bırakın şampiyonluğun kaybedildiğini söyleyenler bile var.Ben de gülüyorum tabi…Çünkü aynı adamlar bunlar.
Çok basit sorgulamaları yapmaktan aciz kalmışız. Bir takım devre arası transferi yapıyorsa ihtiyacı var demektir, tespitini bile yapamaz duruma gelmişiz. Bir takım transfer yapmıyorsa gerek görmüyordur, akıl yürütmesini akıl edemez hale gelmişiz.Neden? Çünkü senelerdir kurtulmaya çalıştığımız renkli ışıklarla süslenmiş yol bittiğinden.
Yalanmış o istekler. Aslında onu seviyormuşuz. Onu istiyormuşuz. Lafmış sadece…
Sadece ve sadece rakibi transfer yaptığı için ahlar vahlar çeken insanlar görüyorum. Hem kendilerini, hem de rakibi sorgulamadan bağırıyorlar;
“Transfer isterükkk”
Stres yapmaya gerek yok, düz mantık düşünmeye çalışın. Geleni gideni iyi tartın. Gelmişini geçmişini şöyle bir düşünün.Ve kararınızı verdiyseniz, şimdi oynamaya başlayalım klasik Hıncal Uluç oyunlarını.Ama şunu unutmayın, o oyunlar da sahibi gibi eskidi artık. İşe yaramayabilir. Büyük ihtimalle de yaramaz…
Şöyle bir bakın büyük kulüplere, kaç tanesi transfer yaptı devre arasında. Baktınız mı?Peki, şimdi rahatladınız mı?Rahatlayın ve kendinizi inkar etmeyin ya da bu oyuna devam edelim.

19 Ocak 2010 Salı





BİR DEVRİN SONU MU GELİYOR?


Mehmet Demirkol yazmış, Erman Hocam yorumlarrr! Sebebini de şöyle açıklamış, Erman Hoca sebep değil, sonuçtur…


Sebep şu oluyor aslında, futbolda yaşanan çarpıklıklar ve bu çarpıklıklar sonucunda ortaya çıkan bir figürdür Erman Toroğlu. Yani çizgi roman mantığından hareketle yapılmış bir ironi. Sistem bozulursa, doğal ortamının dışına çıkarsa, bu ortamdan fayda sağlayacak insanlar ortaya çıkar.
Aynı yazıda Aziz Yıldırım’dan da bahsetmiş, bu rakamın onun eseri olduğunu yazmış.


Ve şu günlerde Erman Hoca’nın yollandığı konuşulmaya başlandı.
Ben buradan şunu anlıyorum; çarpıklıklar kötüleri ortaya çıkarır ama bir süper kahraman çıkar ve her şeyi düzeltir. Kötü karakter Erman Hoca, süper kahraman Aziz Yıldırım…
İroni yapmış Mehmet Demirkol, ilk anda Erman Hoca’yı desteklediğini zannedenler olabilir ama bence harika bir ayar vermiş.


Fakat fena halde yanılmış Mehmet Demirkol. Erman Toroğlu çok da önemli bir figür değil aslına bakarsanız. Evet, bir sonuçtur ama yapay bir sonuçtur. Türlü matematik kandırmacalarıyla ortaya çıkarılmıştır. Hatalı bir sonuçtur.Ve bu sonucun hiçbir önemi yoktur. Hatta bana sorarsanız, Erman Hoca acınması gereken bir şovmendir.


Mehmet Demirkol’un yazısında bir nokta daha var dikkatimi çeken, daha doğrusu olmayan bir nokta bu. Bu sonuca varılmasını sağlayan sebepleri sıralarken, medyadan bahsetmeyi unutmuş.Erman Hoca’yı acınası bir figür haline dönüştüren medyadan ve onu yönetenlerden…
Şimdi siz Erman Hoca’nın yorum yaparken Şansal Büyüka yörüngesinden çıkabileceğini mi zannediyorsunuz. Çok yanılırsınız. Sanıyor musunuz ki, Şansal Büyüka’nın etkisi haricinde dört işareti yaptı, Kazım’ın alması gereken cezayı işaret ederken. İşte yönetmekten kasıt budur. Hıncal Uluç muhteremi yazmıyorum artık çünkü ciddiye alan kalmadı kendisini. Müritleri hariç tabi…


Peki, ne oldu şimdi? Erman Hoca’nın gönderilmesi gündemde…Sizce neyi değiştirir bu, enstrümanını değiştiren müzisyen gibi olmaz mı?Nefesli çalgıdan, yaylı çalgıya geçiş olmaz mı?Ve neyi değiştirir, müzisyen aynı yeteneksizlikte olduktan sonra.


Değişmez elbette diye düşünürken bir de baktık ki, bu kez de Şansal Büyüka’nın istifası geldi gündeme. Erman Hoca yoksa ben de yokum demeye getiriyor. Omurgalı bir duruş sergilediğini göstermeye çalışıyor. Kendi tabiriyle “kuyruğu dik tutmaya” çabalıyor. Ve bunu medyaya servis ediyor. Gerçekten dik bir duruş sergiledi, denilsin istiyor.


Sonucu ne olur bilemiyorum. Artık istifa mı eder, kalıp intikam almayı mı seçer yoksa sistemin içinde kaybolup mu gider, bilmiyorum. Ama yıllardır takip ettiğim kadarıyla o kadar parayı kolay kolay bırakıp gitmez gibi geliyor bana, bir süre direnecektir. Üstelik soğuk bir yemek de yemek isteyecektir. Ancak yolun sonu gözüktü bazıları için, diğerlerini sizler de biliyorsunuz zaten. Geride bırakacakları tek tehlike müritleri olacak gibi duruyor.


Önceki haftanın maç sonuçlarını bile bilmeyen bir müdür için fazlasıyla işgal etti Türk Futbolunu. Beylik lafları da buydu değil mi? “Türk Futbolu”

Yıllarca yöneticilerden şikâyet etti durdu medya. Onlar yavaş yavaş değişti. Ama medya gittikçe daha da yozlaştı ve bunun sorumlusu da tarikat ve cemaat zihniyetli baronlar, şeyhler, şıhlar. Şimdiler de o yozlaşmış medyanın içinden de akil adamlar çıkmaya başladı. Ve galiba bir dönemin sonuna geldik.


Umarım keyifle izlemeye devam ederiz.


Ha unutmadan, Denizli maçından sonra Fenerbahçe’nin şampiyonluğunu çaldılar diyen Erman Toroğlu, yayına çıkınca unutmuştu söylediklerini. Yukarıda yazdıklarımıza bakınca şaşıracak bir durum yok bunda. Ama benim aklıma başka şeyler gelmeye başladı yazdıkça.
Ya Şansal Büyüka, Erman Hocayla ters düşmek istemiyorsa ve bunun için haklı sebepleri varsa. Olur ya, belki de kızıp konuşmasından korkuyordur Erman Hoca’nın. Olamaz mı?

2 Ocak 2010 Cumartesi

İĞRENÇSİNİZ İBİŞLER


Fenerbahçeliysen bittin sen, bitirirler. Bir kere doğuştan sabıkalısın, cahil cühela, fanatik, gözü dönmüş olursun. Vatan haini, hazımsız zırtapozun tekisindir.

Generallerin takımı, Ergenekon şüphelisi ve aynı zamanda hükümetin takımı olursun.

İkisi bir arada nasıl oluyor bilemem ama işin içinde Fenerbahçe varsa, tüm bunların hepsi aynı bünyede yer edebilir.
Ettirirler.


Fenerbahçe Ülker City arazisini almak bile suçtur. Alavereci dalavereci olursun. İhaleye fesat karıştıran sahtekâr olursun.

Fenerbahçeliysen paşam, her şey olursun. Şükrü Saraçoğlu’ndan tutun da, ittihatçılara kadar malzeme olursun. Papazın çayırı bu kulübe nasıl kazandırılmış, sorgularlar. Ama nasıl elinden alınmış umursamazlar.


Ben de rahatsızım o stadın isminden ama önemli olan ismi değil, cismin ta kendisidir. Elbet bir gün düzeltilecektir.

Kenan Evren lisesini dillerine dolarlar ama karşılığında yapılanları gündeme taşımazlar.
Hayat orada yaşanır onlar için, burası eşek cennetidir.


Fenerbahçe Ülker City arazisi alındı ya, sıkı durun şimdi. Canımıza okuyacaklar. Uğraşacaklar. Peşinden koşacaklar. Temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp servis yapacaklar.


Neymiş efendim, o arazinin değeri o kadar eder miymiş? Metrekaresi 892 TL.
O bölgede araziler çok daha pahalıymış.
Evet, aynen öyle, hakikaten daha pahalı… İyi ama buraya yapılacak olan konut değil ki, spor kompleksi ve eğlence merkezi. Haliyle daha ucuz olacak. Yoksa Ağaoğlu bırakır mıydı o araziyi? Çoktan dikmişti gökdelenleri.

58.200 vermişiz, getirisi 300 olacakmış. Ne olacaktı ya, zararına mı yatırım yapacaktı Fenerbahçe?

Parasını verirsin, arazi satın alırsın. Bu bile suç olur.
Elalem devletin malını devlete satar, karşılığında stadyum yaptırır, kendisinin olmayan ve bitmemiş stadın adını satar 100 milyonu indirir. Ama Fenerbahçe alaverecidir.

Her hafta rakibin bir futbolcusuna sulanır, Mehmet Yıldız, Ali Turan, Sercan Yıldırım ama yaptırımı yoktur. Olmaz tabi, İlhan Helvacı sağ olsun.

Sahi ne oldu Ali Turan olayı, hani etik metik değerler. Hani önce kulüple görüşülecekti, ne oldu o şikâyetler. Nereye kayboldular. Ali Sami Yen’de boru atılmıştı sahaya, aynı yerde mi saklanıyor acaba, hepsi aynı yere mi kayboluyor bunların.

Bir arkadaşımız yazdı, artı biz de rahatça yazabiliriz.
Nerede Tahir Kum’un elindeki belge, o da mı aynı yere kayboldu. Bilgisayar ortamında yazmaya korktular da, o yüzden mi elle yazıldı.
Kazım’ın adını duyunca saatlerce program yapanlar, bunu da yapabilir mi?
Maçası yer mi?

Bir kişi çıkıp da üstüne gidebildi mi? Köşesinin 2-3 satırını ayırabildi mi?

Bakın ne olmuştu aylar önce anlatayım. Anlatayım da ne hale gelmişiz anlayalım.
Bizi ne hale getirmişler görelim.
Bir şekilde haberdar edildik bu belgeden, yazalım mı yazmayalım mı derken, cengâver ben atladım balıklama. Yazdık, koyduk ana sayfaya. Beş dakika geçmedi Müjdat Ural aradı.
O kısmı kaldırmamız gerektiğini anlattı. Nedenlerini sıraladı. Haklıydı.

Ve kaldırdık hemen.
Neden biliyor musunuz?
Kaybolurdu çünkü o belge. Kaybederlerdi.
Düşünebiliyor musunuz, böyle bir delil var ama adamlar açıklayamıyor, yazamıyor, konuşamıyor. Çünkü işlerinden olmaktan korkuyorlar.
Biz de yazamıyoruz, çünkü belgenin kaybolmasından korkuyoruz.

Şimdi yeni yeni geliyor aklım başıma. Kaybolsa ne olur kaybolmasa ne olur.
Kaç yazar ki, öyle de böyle de açıklanamayacak zaten.

Herkese bir Osman Baydemir lazım galiba, en azından içimizde kalmaz.

Tüm bunlar aklımızı eşelerken bir de Semih olayı patladı. Kim haklı kim haksız olayına hiç girmeyeceğim. Herkesin kendince bir yorumu olacaktır ama beni işkillendiren focus’un bir lafı oldu.

Bu haberi yapanın Feridun Niğdelioğlu olması üzerinden yürütülen bir fikir bu.
Şu meşhur tayfa, Deniz Derinsu, Feridun Niğdelioğlu, Gürcan Bilgiç, hep şöyle derler

“kulüpteki haber kaynaklarından aldığım bilgilere göre…”

Acaba Semih…?

Yoksa güle güle Semih mi demeliydim?

8 Aralık 2009 Salı

‘ başladı ‘ bu bir araştırma yazısıdır ...!!!


adetim değildir aslında,

karşı – yaka’nın takımlarının diğer maçlarını yazıp çizmek…

ama bugün yazıp çizmek gerek diye düşündüm…

öyle ya,

aziz başkan’ın eskişehir malubiyeti sonrası yaptığı çıkıştan sonra,

gs – ibb maçı’nın ne olacağı,

gs’nin ne yapacağı

a.avcı ve takımı’nın nasıl bir mücadele sergileyeceği

ve

asıl önemlisi de,

maçın hakemi h.göcek’in nasıl bir yönetim sergileyeceğini merak etmiştim…

bugün lig tv.de maraton’un tekrarını yeniden ve gayet objektif bir gözle izlemeye çalıştım,

buyurun size dün akşamın çok önemli tesbitleri…

posalar ayıklanıp,

süzgeçten geçince,meydana çıkan tablo neanlatmak istediğimizi net olarak ortaya koyacaktır.



öncelikle,

alışmamış dötde don durmaz diyelim…

ibb’nin uzun yıllardır,önemli oyuncularından yoksun olduğu halde,

maçın son 20 dk.sında kıpırdanıp,belki de tek pozisyondan golü bulup,

1 puanı apartması,

teknik direktör a.avcı’nın gol sonrası saha kenarındaki sevinci,

futbolcuların şaşkın ve bir o kadar da doğal kenar sevinci,

hem tribünleri,hem gs.li futbolcuları çılgına çevirdi…

elini kolunu sallayarak her ibb.maçını kazanmaya alışmış gs.li futbolcu ve taraftar

hakem,h.göcek’in adil ve tarafsız maç yönetmesini ( ev sahibine tölerans gösterdi o ayrı )

içlerine pek sindiremediler…

öyle ya,

rakip ibb olunca,3 puan garanti,

kendini sıkmaya ne gerek var,

bir hafta dinlenmek,kendini nadasa bırakmak daha akıllıca değil mi ?

eh geçen yıllara baktığımızda teoride doğru,

tipik bir gs.camiası stratejisi…

ama

cumartesi akşamı,aziz başkan’ın birsürü gözden kaçan ve kaçırılan gerçeğe

parmak sallaması,baltayı gömdüğü yerden çıkartıp ortalık yere indirmesi

hesaba katılmadı anlaşılan …!!!


demek ki neymiş ???


maçın hakemi adil olursa,

formanın rengine göre değil de,

futbolun kurallarına ve ahlaki değerlere göre kararlarını verirse,

işin şekli şemali değişirmiş …!!!


dün akşam ki gs – ibb maçı + maç sonucu + hakem yönetimi,

aziz başkan’ın cumartesi akşamı anlatmak istediğinin canlı örneğidir…


gs takımı mücadele etmemiş olabilir,

ancak,

maçı kazanabilecek net pozisyonlar üretmişlerdir,

maçın son saniyelerine de 1-0 önde girmişlerdir…

ibb.takımı,

70 dk.sahada hiçbir varlık gösterememiştir,

pozisyon üretememiş,yalnızca katı bir savunma yaparak maçı 1 – 0 da tutmuştur.

maçın son saniyelerinde ibb.lehine verilen faul maçın belki de en önemli kararıdır…

hakem h.göcek o pozisyona devam deseydi kimin sesi çıkabilirdi… ???

ve sonrasında ki tek pozisyon ve ibb.nin gelen golü …!!!

demek ki neymiş ?

maçın hakemi’nin çaldığı ya da çalmadığı – çalamadığı düdükler,

maçın sonucuna direk olarak etki ediyormuş …!!!



şimdi geçelim maçın pozisyonlarına …!!!


bakın bakalım feryad-ı figan edenler,

bu tür maçlara ne kadar hazırlıklıymış ???


* henüz 5.dakika’da ibb.nin çok önemli bir atağı,yan hakem’in yanlış ofsayt bayrağı sebebi ile kesildi…

ofsayt’da gözüken futbolcu topla oynamadığı için,aradan çıkan diğer futbolcu ofsayt değildi,

yan hakem acele bir kararla bayrağını kaldırdı.

* maçın 27.dakikasında barış özbek’in,efe’yi arkadan çekmesine faul veren h.göcek,net sarı kartı göstermeyerek,
barış özbek’in gelecek hafta kart cezalısı durumuna düşmesini engelledi.

* arkasına ekleyeli hemen,maçın 62.dakikasında pozisyon gereği yerde kalan barış özbek,devam kararı sonrası
yerde yatmaya devam ederken,topun kendisine gelmesinden sonra hem topu kovalamaya başladı hemde hakem h.göcek’in peşine düştü,
bu hareketlere de hakem h.göcek kayıtsız kaldı.

her iki pozisyonda da göz önüne alındığında,kartlar çıksaydı,b.özbek’in ilk sarı kart da haftaya cezalı
duruma düşmesi,ikinci sarı kart sonrası da çift sarıdan oyundan ihraç edilmesi ve en az 2 maç ceza alması gerekiyordu.

* 90 + 2 ‘de kewell’in ,cesario ve rızvan ile girdiği mücadele sonrası hakem h.göcek’in verdiği karar hatalıydı,

* 90 + 4’de gelen gol sonrası,gs.li m.sarp’ın ,
formasına açtığı xxl degaje,ardından ettiği küfürler ve son olarak da maçın bitiş düdüğü ile birlikte hakem h.göcek’e gerek fiili gerekse sözlü saldırısı h.göcek tarafından görmezden gelindi



şimdi,

pozisyonun içinde olduğu halde h.göcek’in verdiği karar ve sonrasında kewell’e gösterdiği kart,dün ve bugün yaşananların tek sebebidir …!!!

bu pozisyonun ardına sığınılarak takiye başlamıştır…!!!

o korner verilse maç bitecektir …!!!

- eee verilmedi kardeşim,ne olacak ? bjk - fenerbahçe maçında da g.gönül'ün i.üzülmez tarafından düşürülmesine penaltı çalınsaydı,maçın şekli çok farklı olabilirdi ?

neyse,dedik ya bunları bekliyoruz,

bu yazımın sebebi bunu ortaya koymak zaten ...!!!



işte maçın konuşmaya değer pozisyonları bunlar…!!!


gs.camiası,medyası,anlı şanlı köşe yazarlarımız kim var kim yok h.göcek’in kötü yönetim gösterdiği konusunda hemfikir 

bende aynı görüşteyim,h.göcek her şeye rağmen kötü yönetim göstermiş…

taktir haklarını evsahibi takımdan yana kullandığı alenen ortada…

ama bizler bukadarına da rağzıyız 


devam edelim…


maçın bitiş düdüğü ile birlikte gs.li futbolcuların h.göcek’in üzerine yürümeleri,

özellikle m.sarp’ın formasına açtığı degaje sonrası h.göcek’e saldırması ve neler söylediği ?

gs.taraftarının h.göcek ve mhk başkanı oğuz sarvan’a galiz küfürleri,

sayaha atılan koltuklar,

gözden kaçtı – kaçırıldı…


maçın bitiminden sonra,

gs.spor klübü basın sözcüsü prof.m.helvacı’ya stad çıkışı basın mensupları tarafından sorulan birkaç soru,

* a.yıldırım’ın dünkü maç sonrası beyanatları bugünkü maçın sonucuna ve hakem.h.göcek’in kararlarına etki etmişmidir ?

* a.yıldırım’ın kulüpler birliğinden istifası ligin gidişatına etki eder mi ?

* bugünkü maçın ardından federasyona protesto yazısı yazmayı düşünüyormusunuz ?

prof.m.helvacı bu soruların hepsine makul ve mantıklı cevaplar verdi,konumuz onun ne dediği değil zaten,

bizler olayın arkasına bakmayı bileceğiz daima ...!!!



sorulan sorulara baktığınızda ne yapılmak istendiği açıkça ortadadır …!!!

gs.medyası üzerine düşeni yapmaya başlamıştır…

çanak sorularla Fenerbahçe karşı cephesi tetiklenmekte + cephe oluşturulmakta,Fenerbahçe ve aziz başkan'a karşı kışkırtma,hedef gösterme,puan kaybının

arkasındaki ismin aziz başkan olduğu safsatasının altı çizilmektedir...

satır arasına fanatik yazarı gs klübü’nün,denge sağlamak ve hasan ali’nin dieti olarak oraya yerleştirdiği yalçın dümer’in yazısına,
özellikle de son 4 satıra bir göz atılmasını eklemek istiyorum …!!!

yazının başlığı ‘ hakem istemiş ‘ …!!!


a.avcı’nın demeci …

ne olmuş korner verilmemişse ? ne var bu maçta Allah aşkına yaw ? bizim emeğimiz neden göz ardı ediliyor ?
bu maçta ne var ? hangi karar hatalı ?

yaaaa sn.a.avcı,

gün gelir devran döner,hesap döner sap döner,

senin emeğinde böyle uçar gider …!!!

bunların dışında,

beklediğim gibi a.polat ve kurmaylarından ses yok…

sebep mi ?

çünkü,kavganın içinde olmayacaklar dedik ya…

onlar,perdenin arkasından kuklalarını oynatacaklar…

savaşmayacaklar,

kendilerinin içinde olmadığı ama Fenerbahçe’nin merkezinde olduğu bir savaşın fitillerini ateşleyecekler…!!!


gelelim ibb.başkanı sn.göksel gümüşdağ’ın maç sonrası açıklamalarına…

ibb.spor web sitesinden aldım,

noktasına dokunmadan aynen koyuyorum ve özellikle bold olarak gözünüze soktuğum satırları

okumanızı tavsiye ediyorum …!!!


gümüşdağ, " hedefimize ulaştık "


karşılaşma sonrası basın mensuplarının sorularını yanıtlayan kulüp başkanımız göksel gümüşdağ,

galatasaray karşısında hedeflerine ulaştıklarını bildirdi.

kulüp başkanımız göksel gümüşdağ,

maç öncesi yaptığı açıklamalarda buradan puanla ayrılmak istediğini söylediğini hatırlatarak,

' en az 1 puan için gelmiştik, bu kadar eksiğe rağmen oyuncularımızın sahaya ruhlarını koyarak mücadele etmesi bizi mutlu etti,

ben hakemin de genel anlamda iyi maç yönettiğini düşünüyorum.

şimdi önümüzde kayserispor maçı var ve oradan da puanla ayrılıp hedefimizde devam etmek istiyoruz ' diye konuştu.


kulüpler birliği başkanvekilliği görevini de yapan gümüşdağ,


yıldırım`ın başkanlığı bıraktığını açıklamasıyla ilgili olarak da,

' çarşamba günü bir toplantımız olacak,

bugün birçok kulüp başkanı aradı, aziz yıldırım`ı ikna edeceğimizi düşünüyorum,

aziz bey geldiğinden beri inanılmaz çalışmalar oldu,

Türk Sporuna vereceği daha çok şey var,

kulüp başkanlarının çoğundan aziz bey'in bırakmaması yönünde telefon aldım,

kendisi ikna olur mu bilmiyorum ' dedi....



NOT : bu demecin a.yıldırım'ın klüpler birliği başkanlığından istifa etmesi ilgili kısmına yazacağım ve bir o kadarda soracağım soru var kiiii,

ama sabahtan beri yoruldum ve birazda bıktım açıkçası...

yanlızca şunu soruyorum,gerisine sizler devam edin ...!!!


burnunuz yıllardır b....tan çıkmıyordu,

klavuz değişince,

ne / neler değişti ey klüp başkanları ???


A Ç I K L A S A N I Z A ...!!!




son olarak,

maraton’da e.toroğlu hakem kararlarının sorgulanması konusunda konuşurken,

şimdi,tamda bu konuya uyan bir fıkra var,

nüfus müdür’ü fıkrası,

ama olmaz şimdi falan derken,

ş.büyüka atladı,

aman hocam biliyorum o fıkrayı,sakın ha falan diyerek toroğluna müdahale etti…

merak ettim tabi şu fıkrayı ve araştırdım netten…

ve

son yıllarda okuduğum en muhteşem fıkra …!!!

siz siz olun bir nüfus müdürü’ne asla bulaşmayın hihi


' nüfus müdürü '

bir ilçede göreve yeni başlayan kaymakam için bir parti verilecektir,

ama sürekli ertelenir,

kaymakam yazı işleri müdürüne sorar ;

- ne oldu şu koktey?

- müdür ise ;

- ‘ efendim nüfus müdürü’nün izne ayrılmasın bekliyoruz da ’ der,

kaymakam merakla ;

- ‘ neden ki ? ‘ der,

müdür ;

- ‘ efendim,nüfus müdürü sarhoş olunca çok küfürlü konuşur,size karşı ayıp olur şimdi ' der,

kaymakam,

- ’ olsun ben de hoş karşılarım canını sıkma ‘ der,

çaresiz koktey yapılır ve herkes sarhoştur bizim nüfus müdür’ü kaymakamın yanına gelir

ve

’ kaymakamım ben sizin kaynananızı z…………rim ‘der

kaymakam şaşırır ve,

- ‘ benim kaynanam çok yaşlı ama ' der,

nüfus müdür ise,

- ‘ olsun ben nüfus müdürü değimliyim ? ‘

- ‘ yaşını küçültür öyle z………rim ‘ der…


hihi ok hihi ok hihi

bazı fıkraları fazla sansürleyemessiniz,

orjinalinin tadını asla vermez ...!!!

ayrıca,

her saat ve her yerde duyduğumuz ve duyabileceğimiz cümleleri yazmanında sakıncası olmamalı diye düşünüyorum...

millet olarak heryanımız oynuyor zaten,

bırakalım da kelimeler saf kalsın...

an azından,

onlar gerçek göz kırp



sevgi,saydı ...


m.ural

07.12.2009

6 Aralık 2009 Pazar

DELİ YETERSİZLİĞİ

Muhakkak böyle bir sorun var bu ülkede. Yeterince deli olmadığı varsayılmış olacak ki, milleti delirtmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Bu meselenin Fenerbahçe ayağını bizzat Fenerbahçe Futbol Takımı yürütüyor.
25-30 milyon taraftarı olduğu varsayılırsa, proje kısa zamanda başarıya ulaşır.

Yardımcı etkenler de var tabi. Bizatihi hakem camiası mesela…
Yalnız burada tuhaf bir durum söz konusu…
Bu ülke insanı düşene acır, yardım eli uzatır. Bunlarda o da yok.
Zevkten dört köşe olmuş halde oh çektiklerine eminim, nerede yetişmiş bunlar acaba?
Kimler yetiştirmiş?
Nasıl yetiştirmiş?

Takım zaten kötü, yerlerde sürünüyor, onlar vurmaya devam ediyor. Savaşta düşmana yapılmaz.

Haliyle deli sayısı hızla artmaya devam ediyor. Mesela ben…

Aziz Yıldırım istifa ediyor, kötü gidişin üstünü örtmek için diyorlar. Etmese, devam etse kulübün haklarını korumuyor oluyor. İki görüşte aport esasında, ezber işler. Yani çıkış yok. Ne yaparsan yap konuşacak birileri var. Konu futbol olunca çok doğal aslına bakarsanız…

Öyleyse işin o tarafını bırakıp, kafaya takmayıp çözüm üretmeye uğraşacaksın. Aksi halde Fenerbahçeli taraftarlar arasında deli sayısı hızla artmaya devam edecek, ediyor.

Herkes farkında, biliyor, anlıyor ama görünmez güçler sırıtarak işini hallediyor. Bakın mesela, siz ne zaman puanlar birbirine yakınken ve düşüşte bir Galatasaray varken, çıkışta bir Fenerbahçe gördünüz? İstisna sezonlar hariç göremezsiniz. Özellikle futbol bir endüstriye dönüştüğünden beri imkânsız…

Şimdi buradan, bizlerin de, Aziz Yıldırım’ın da şunu anlaması gerekiyor, bu görünmez güçleri görünür hale getireceksin. Üstüne boya mı atarsın, ne yaparsın bilmiyorum ama görünür kılmak işin başı.

Senin takımın görüntüde istediği kadar iyi olsun, sonuçta bir futbol takımı ve ülkenin şartları belli. Kurabileceğin takımın da bir sınırı var. Çürük yumurtaları temizleyip yoluna devam etmen gerekiyor. Ama temizlemeyi atlamayacaksın. Yanlışta istikrar aramayacaksın.

Görüldüğü üzere iki temel nokta var. İyi takım kuracaksın ve disiplini elden bırakmayacaksın, görünmez güçleri görünür kılacaksın.

Yani, ültimatom vermekle olmaz bu işler. Köküne kibrit çakacaksın. Benzin dökmeyi de unutmayacaksın.

Bu ülkede hakemlerin nasıl yetiştiğini bilmiyor mu Aziz Yıldırım? Sen bilmiyor musun sayın okuyucu? Tamam, birileri kulağının üstüne yatıyor, biliyoruz. Ama sen de bunların kulak üstü tavrını biliyorsun. Öyleyse işe oradan başlayacaksın.

Sırf yakışıklı diye hakem yapılan adamların foyasını ortaya çıkaracak, herkesin duymasını, bilmesini sağlayacaksın. Halis Özkahya, M.K Abitoğlu, Fırat Aydınus ve bu kategoriye girmese de başka nedenlerle hakem olmuş Bünyamin Gezer, Tolga Özkalfa, Kuddusi Müftüoğlu hakemlik yaptığı sürece ne bekleyebilirsin.

Bu adamlar taa temelden yetiştirilirken müdahale edeceksin.

Bak, onlar nasıl müdahil oluyor bu işlere. Sen de olacaksın. Senin tarafında olsunlar diye değil, adalet dağıtsınlar diye, kaypaklık onlarda kalsın. Biz dürüst olalım. Ama bunu da yapalım Aziz Başkan.

Federasyon ve kurullarına adam sokmakla da olmaz bu işler. O kurulların başına adam koyacaksın.

Bak, adam İlhan Helvacı’yı nasıl da yerleştirmiş oraya. Üstelik adam bir başkasının üzerinden yapıyor bu işi. Bir gazeteci bunu yazıyor, sonra fıss… Senelerce Türker Aslan’ı izlemedik mi bu filmin başrolünde. İşte böyle olacaksın. Ama oraya adam koydun mu, Kemal Dinçer gibisini koyacaksın.

Bunları yaptın mı? O zaman üzülmezsin, biz de deli nüfusunun artmasına katkıda bulunmayız.

İyi de bu takıma ruh lazım, o nasıl olacak?

Çok kolay, ruhu olan adam transfer edersen, takımın da ruhu olur. Ruhu olan adamları idare etmek için de ruhu olan bir teknik adam alacaksın. Onların tepesine de ruhu olan birini koydun mu, keyfine bakarsın. Kazanırsın, kaybedersin ama keyif alırsın.

Dönelim şu anki duruma.
Görünürde kaybedilmiş bir şey var mı? Yok.
Peki, umudu olan var mı? Polyanna hariç o da yok.

Takımın kadrosu yeterli mi? Forvet hariç bu ligi götürür.
Öyleyse devre arasında iyi bir forvet alacaksın.

Bu federasyonu ve bu kurulları da şu anda değiştiremeyeceğine göre, üzerlerinde baskı kuracaksın. Bunun için medyayı kullanacaksın.

Adamlar ne güzel kullanıyor işte, sen de kullanacaksın. Bak Şansal’a, bak ******’a.

Ama bu takımı da, ikilik yaratan adamlardan, sahada mücadele etmeyen adamlardan temizleyeceksin.


Aksi halde “deli yetersizliği” diye bir şey kalmaz.

Hepimiz mutlu, mesut bayramlarla geçiririz günlerimizi.

Serkan SAĞLAM

serkan@sarılacicubuklu.com